Leylaklar Sahnede

 


Doğa yavaş yavaş uyandıkça sırasıyla sahneye çıkıyor başroldekiler.

Bu gün Leylakların sırası..kokulu prensesler grubunda kendileri..rengi tatlı yaradılışı gereği dopdolu çiçekleri,incecik bir dalda ne kadar çiçek ne kadar çok yaprak!

İş çıkışı kırları çekti canım..

Nereleri canlanmış hangi ağaçlar çiçeklenip coşmuştu diye merak ettim hem..Neler oluyor kırlarda köylerde kenar köşelerde acaba?

Güzel bol köpüklü bir kahve,arabanın camı ortaya kadar açık,hoş bir müzik açıp şehrin aylardır bitmek bilmeyen orada burada kazı yapılan inşaatvari havasından hızlıca uzaklaşıp gözün alabildiğine düz açık yemyeşil bölgelere doğru kaçtım resmen..

10' bilemedin 15' dakika sonra bambaşka bir dünya duruyor karşında..yol kenarında adını hiç öğrenmediğim ama tutarlı bir şekilde ömrüm boyunca açan sarı ve mor renkl kır çiçekleri,yeni yeni dallarını patlatan erik ve bölgede bulunan tüm bitkilerin üzerine polen tozlarını bırakmış çam ve kavak ağaçları..




Mükemmel!..

Boş bir tarlanın içinde kendi halinde otlayan beyaz bir at biraz daha ileride tüylerini gerile gerile kabartmış gururlu bir horoz etrafında mık mık yerlerden bişeyler tiftikleyen tavuklar..

Bir başka yerde tarlasının ayrık otlarını küçük bir dağ gibi yığıp ateşe vermiş bir çiftçi,gökyüzüne kadar yükselen yanık ot kokusu..bu da mükemmel..

Azıcık daha yol alınca Paskalya bayramı için taze kireçle boyanmış küçük bir klise belirdi..küçük bir kapı 2-3 adet de minik demir parmaklıklı penceresi vardı,perncerelerin etrafını burada (Yunanistanda)ülkenin bayrak renklerini taşıyan lacivert rengi ile boyanmıştı ve bu şirin klisenin önünde yıllarca klise ile özdeşleşmişcesine yaslanan mis kokulu bir leylak ağacı duruyordu..

Olabildiğince dolgun çiçekli olabildiğince gevrek dallı..



Arabayı bu klisenin önüne çektim,arabanın camını tamamen aşağıya çektim ve leylak ağacının hangi çiçeğine konacağına bi türlü karar veremeyen sarı-beyaz renklerinde kelebeğin fotoğrafını çekmek için makinemi çantadan çıkardım.

Fakat istediğim kareyi bir türlü elde edemedim böylece arabadan inip kelebeğe olabildiğince yaklaştım..ve işte tam da orada kelebeği ürkütüp kaçırmadan makinenin lens sesini dahi hesaplayarak kelebeği çekme esnasında leylakların dünyasına ruhumla teneffüs ettim..o anda bana dair ne varsa,her biri sanki çok uzaklarda kalıp yeni bir evrene geçmiş gibi oldum..



Leylakların evrenine..

Mosmor bir evren..üstelik tabii ki ince tatlı bir kokuya sahip bambaşka bir alem..

Makinenin kadrajından bu şekilde insanın tamamen kopması sanırım bir şeye tutku duymanın ta kendisi..

Keyiflendim çok..bu ve bu müziği de mutlaka dinleyin derim.


Sevgilerimle..




Yorum Gönder

0 Yorumlar