Film:Torino Atı - Turin Horse



Tesadüfen karşıma çıktı diyemediğim bir film bu,varmış bir katkısı hatta oldukça büyük bir katkısı,elbette tutunup izlemek daha doğrusu karar verip sonuna dek izlemek de tercih meselesi yani kolayca sıkılabilenlerin izleyebileceği bir yapım değil.

Günümüzün hızlı dünyasından o kadar uzak ama o kadar da dolu bir film ki..

Çoğunlukla tekrarlanan eylemler sürekli aynı şeylerin doğal halinde yapılışını izletiyor gibi hissettirebilir ama hayır,hiç de öyle değil..

Bu filmde geniş bir boşluk var.

Boşluk bir şeylerin yokluğu değildir,boşluk bir şeyleri fark etmenin omurgasıdır..boşluğun olmayınca hayat ile ilgili olanne varsa iç içe geçer,karışık.

Karmaşanın içinde de doğal oalrak hiç bir şey net değildir..boşluk aslında nimet niteliğinde bir alandır.

Bunu geniş bir manada da yorumlayabilirim,cümlelerdeki boşluk,gün içindeki boşluk,düşüncelerin akışındaki boşluk,hatta çantalarımızın içindeki boşluk bile aslında düzenin çarklarına hizmet eden muazzam ve gerekli bir oluşumdur.

Film heyecan duygu iniş çıkışları şaşkınlık gibi hisleri hissettirmiyor..film yaşamı hissettiriyor..kalabalıktan arınmış gürültüden arınmış zihni ve ruhu karmaşık patiklara sürükleyebilecek her tür etkenden arınmış tertemiz bir zeminde gerçekten neyin önemli olduğunu neyin ne kadar olduğunu en ham haliyle gösteriyor..

Daha fazla anlatmak veya detay vermek istemiyorum..

Dikkatimi en çok çeken kısmı paylaşmadan edemeyeceğim,bundan kendimi alıkoyamıyorum çünkü kanımca bu filmin insanlığa verdiği büyük bir mesajı var kanımca..

Şeytani bir yapının amacı düzeni ve var oluşunu filmin ortalarında patlatarak haykırması..


01:02 - 01:07 dk

“Her şey mahvoluyor. 
Her şey değersizleşti. 
Fakat şunu söyleyebilirim ki, onlar mahvetti ve değersizleştirdi. 
Çünkü sözde masumane insani yardımla gelen bir çeşit afet değil bu. 
Tam tersine insanın kendi kararlarıyla ilgili bu, kendi kararlarının kendisinin önüne geçmesiyle. 
Tabii ki bunda Tanrı’nın da eli var. 
Hatta bana kalırsa, büyük bir payı var. Ve bu pay ne olursa olsun, hayal edebileceğin en korkunç yaratılışa sahip. Çünkü görüyorsun sen de, dünya bayağılaştı. 
Benim ne söylediğimin bir önemi de yok, çünkü her şey satın alınarak değersizleştirildi. 
Sinsi, alçakça bir savaşla ele geçirdiklerinden beri, her şeyi adileştirdiler. Her neye dokundularsa, ki her şeye dokundular, onu değersizleştirdiler. İşte bu nihai zafere kadar giden yoldu. Muzaffer bir sona doğru giden. Ele geçir, değersizleştir. 
Değersizleştir, ele geçir. 
Ya da istersen farklı şekilde de ifade edeyim: dokun, değersizleştir ve dolayısıyla ele geçir. 
Ya da, dokun, ele geçir ve dolayısıyla değersizleştir. Durum bu şekilde yüzyıllardır devam ediyor. Yüzyıldan yüzyıla, her çağda. Bazen sinsice, bazen kabaca, bazen kibarca, bazen acımasızca ama durmaksızın devam ediyor. 
Değişmeyen tek şey ise şekli, pusudaki bir sıçan saldırısı gibi. Çünkü bu mükemmel zafer, diğer taraf için de aynı şekilde gerekliydi. Mükemmel, bir şekilde önemli ve asil olan her şey, böylesi bir savaştan kaçınmalı. 
Herhangi bir mücadeleye girmemeli, bu sadece bir tarafın aniden mükemmelliğini, büyüklüğünü ve asilliğini kaybetmesi demek. Şimdi kurdukları pusudan yönettikleri dünyaya saldırıyor bu kazanan galipler ve birilerinin onlardan bir şey saklayabileceği küçük bir köşe dahi yok. Ellerini attıkları her şey zaten onların çünkü. Ulaşamayacaklarını düşündüğümüz şeyler bile, ki onlar her yere ulaşır. 
Çünkü gökyüzü şimdiden onların, düşlerimizin olduğu gibi. Onların zaman, doğa ve sonsuz sessizlik. Hatta ahlaksızlık bile onların, anladın mı? Her şey ama her şey sonsuza dek kayboldu! Ve o asil, önemli ve mükemmel pek çok şey orada kaldı, bilmem izah edebildim mi? 
Bu noktada çark ettiler, durup anlamaya başladılar ve kabul etmek zorunda kaldılar, ne tanrının ne de tanrıların olmadığını. Mükemmel, önemli ve asil olanın ise bu doğruyu en başından beri anlayıp kabul etmesi gerekiyordu. 
Tabii onlar bunu anlamaktan oldukça yoksundu. İnanmış ve kabul etmişlerse de, bunu anlamamışlardı. 
Şaşkın ama boyun eğmemiş bir şekilde orada dururlarken bir şey oldu ve beyinlerinde çakan bir kıvılcım, sonunda onları aydınlattı. Ve birden ne tanrının ne de tanrıların olmadığını fark ettiler. Birden ne iyinin ne de kötünün olmadığını gördüler. 
Akabinde görüp anladılar ki, eğer öyleyse aslında kendileri de yoktular! 
Söndüler, yanıp kül oldular dediğimiz an bunlar olmuş olabilir sanıyorum. 
Çayırda cayır cayır yanmaya bırakılan bir ateş gibi söndü ve yanıp kül oldu. 
Biri daimi kaybedendi, diğeri doğuştan kazanan. 
Mağlubiyet, galibiyet. 
Mağlubiyet, galibiyet ve bir gün yine bu civarlarda fark etmek zorunda kaldığım ve sonunda fark ettiğim bir şey oldu, ben hatalıydım. 
Şu dünyada herhangi bir değişimin asla olmamış olduğunu, ve asla olamayacak oluşunu düşünürken gerçekten de hatalıydım. 
Çünkü, inan bana, artık biliyorum ki, bu değişim aslında gerçekleşti.”

 

Yukarıda bahsettiğim ''boşluk'' bu gerçeği parlatmak için etrafına konmuş gibi gözümde koskoca bir anlam kazandı..

Evet tam da bu alıntı boşluğun bir yıldızı parlak gösteren karanlık bir gökyüzüne dönüşmesi gibidir..

İzlemenizi kesinlikle öneriyorum..sabırla değil filmin içine teneffüs ederek,ruhunuzu sokarak izleyin..


Buradan izlenebilir.


Sevgilerimle..





Yorum Gönder

0 Yorumlar